|
Demokrat Parti’nin rüzgârı bile
yetmişti CHP’nin irticacı kesilmesine. 23 Nisan
1948’de Topkapı Sarayı Müzesi açılır. 25 Mayıs’ta
CHP grubu bir “İslam İlahiyat Fakültesi” kurulmasını
kararlaştırır. (”İlahiyat Fakültesi” değil.) 27
Eylül 1948’de Preveze zaferinin 410. yıldönümü ilk
defa törenlerle kutlanır.
1 Kasım’da okullara seçmeli din dersi uygulaması
getirilir. 14 Ocak 1949’da başbakanlığa ilk ve
muhtemelen son defa bir ilahiyat profesörü,
Şemsettin Günaltay getirilir. 1 Mart 1950’de Türk
büyüklerine ait türbelerin açılmasını mümkün kılan
5566 sayılı kanun kabul edilir vs.
Ne demek istiyorum? CHP işine geldiği zaman
dinciliği kimselere bırakmaz, işine gelmediği zaman
da laikliğin kalesi olarak boyar gövdesini. Nitekim
Gazi Mustafa Kemal 8 Nisan 1923’de ortaya attığı 9
Umde’nin ikincisinde kurulacak Halk Fırkası’nın
sırtına ‘Hilafeti koruma görevini’ yüklemiyor muydu?
Korudu mu?
Bugün halkın Çanakkale’ye akınını görüp de dudak
bükenlerin iktidar ellerindeyken şehitliklere bir
tek çivi çaktıklarına şahit olunmuş mudur? Düşünün,
Çanakkale anıtı için adım atılması bile Adnan
Menderes hükümeti sayesinde mümkün olabilmiştir.
Çanakkale, Tek Parti döneminde belki de bir tek
Mustafa Kemal’in “Anafartalar kahramanlığı”
sayesinde tamamen unutulmaktan yakayı kurtarmış,
yıllar boyu cılız resmi toplantılarla baştan
savılmıştır. Tek Parti devrinde resmi heyetler lüks
vapurlara doluşup karaya çıkma zahmetine dahi
katlanmadan vapurun güvertesinden şehitlere selam
gönderir, böylece millî görevlerini yerine
getirdikleri sevinciyle kaptana ‘Çek evladım
İstanbul’a!’ diye seslenirlerdi.
Ne var ki, devlet sahip çıkmasa da halkın yüreğinde
biriken Çanakkale muhabbeti, nicedir uyandırılacağı
kutlu bir sabahı gözlüyordu. Nitekim 1933’te bir
avuç genç tarafından ilk ciddi Çanakkale yürüyüşü
başlatılmış oldu. Yaklaşık 10 kişi olduklarını
bildiğimiz bu gençler arasında Nihal Atsız, günümüz
gençliğine maalesef “Tarkan’ın dayısı” olarak
tanıtmak zorunda kaldığımız Fethi Tevetoğlu, Nejdet
Sançar ve ileride milli eğitim bakanı sıfatıyla imam
hatip okullarının açılması uğrunda unutulmaz
gayretlerine tanık olacağımız Tevfik İleri’yi
görürüz. Grup, 9 gün boyunca savaş alanını
araştırmış, köylülerden şehit mezarlarının yerlerini
öğrenmişti. Anladınız muhtemelen; 1933’te daha Türk
şehitliği mevcut değildi.
İşte şimdilerde Çanakkale’ye akan milyonların ilk
adımı o 1933 yılının Mart’ında atılmıştı. Ertesi yıl
300 kişi oldular, sonra binler, yüz binler. İster
inanın, ister inanmayın, zamanın CHP Genel Sekreteri
Recep Peker, gençlerin aralarında para toplayarak
bir Çanakkale anıtı yapma girişimleri karşısında “Bu
işin sonu kötü olur” tehdidinde bulunmuştu.
Bir akımın önünü kesebilirsen kes, kesemezsen
kendine doğru çevir, ilkesinden hareket eden CHP
yönetimi zamanla Çanakkale’ye sahip çıkar görünmek
ihtiyacını duydu. Bekledikleri fırsat bir askerî
darbeyle karşılarına çıktı. 27 Mayıs güya bir
gençlik hareketiydi ya, yandaş gençlik derneklerine
kovayla para akıtmaya, böylece CHP gençlik kolları
eliyle sözde Atatürkçü bir gençlik oluşturmaya karar
vermişlerdi.
İşte 18 Mart 1962’de tarihe “Kadeş rezaleti” diye
geçen, gençliği Çanakkale’yle buluşturma gezisi
düzenlenmişti. Kadeş adlı vapura doldurulan kızlı
erkekli bin kadar genç, sözümona çağdaş gençlik
dernekleri tarafından özel olarak seçilmişti. İşin
tuhafı, gemiye yalnız genç kızlar ve erkekler değil,
aşırı miktarda içki de doldurulmuştu. Düşünün,
Çanakkale şehitlerini ziyarete gidiyorsunuz,
anneleri babaları yanlarında olmayan bir gemi dolusu
genç ve kasalarla içki alarak yola çıkıyorsunuz.
Niyet ne? Faşing mi?
Yolculuk beklenebileceği gibi tam bir rezaletle
sonuçlandı. Sarhoş olup gece boyu dans eden,
yerlerde sızan, olmadık cinsel rezaletlere imza atan
bu seçkin gençliğin Çanakkale’ye çıktığında ayık
gezebildiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Cümbür
cemaat lokantalara dalmışlar, içkiler, naralar gırla
devam etmiş ve bin kişi içinden şehitliklere gidecek
topu topu 40-50 genç ancak bulunabilmişti.
Bir süre kamuoyundan saklanmaya çalışılan, ancak bir
gazetecinin ifşasıyla deşifre edilen bu rezaletin
perde arkası, zamanın gazetelerinde günlerce yazılıp
çizilmiş ve bir tanesini burada gördüğünüz ‘şok
fotoğraflar’ basına malzeme olmuştu. Kameralar
gemide bulunanlara yönelince bir genç orada
yaşadıklarını şöyle anlatmıştı (bazı ifadeleri
sansürlemek zorunda kaldığımı belirteyim):
“Gemi hareket eder etmez gençler gruplar halinde
içki içmeye başladılar. Erkeklerin özellikle kızları
sarhoş etmeye çalıştıkları belli oluyordu. Sarhoş
olan kızlar, bir süre dans ettikten sonra erkekler
tarafından dışarı çıkarılıyor ve karanlık bir
yerlere götürülüyor, daha sonra beraberce
dönüyorlardı. İstisnasız bütün masalarda kumar
oynanıyordu. Kaptan gelip kumar kâğıtlarını toplamak
istediyse de vermediler. Kendilerine karışmak
isteyen birkaç görevliye, “Biz Atatürk’ün
yolundayız, bize kimse karışamaz” diye karşılık
veriyorlardı. “Dağ Başını Duman Almış” marşı, sarhoş
naralarına karışıyordu. Dönüşte de aynı rezalet
devam etti. Hatta bir grup genç, kapının önüne masa
ve sandalye yığmak suretiyle bir koridoru kapatıp
lambaları söndürmüşler, içeride çılgınlar gibi
eğleniyorlardı. Birkaç kişi içki komasına girmiş, üç
genç kız bekaretini yitirmiş, evlerine ağlayarak
dönmüşlerdi.”
Geziden önce 1 milyon 700 bin liraya özel olarak
dayanıp döşetilen Kadeş vapurunun mahvolduğunu gören
‘öteki gençler’, CHP’nin 40 yılda gençliği ne hale
getirdiğinin hesabını sormaya giriştiler. Çanakkale
şehitlerinin ruhlarını şâd edecek gezilere
katılanların sayısı, bu toprakların itilen, kakılan,
ezilen, adam yerine konulmayan ama ataları için bir
şey yapamadığı için vicdanı kanayan ‘öteki çocuklar’
tarafından milyonlara vardırıldı bugün. Ve “Kadeş
rezaleti”ni icra edenleri değil, altyapısını
hazırlayanları silip süpürenler onlardan başkası
değil.
Çanakkale kolay kazanılmamıştı. Ama ikinci Çanakkale
zaferi de kolay kazanılmadı.
|